Ana Sayfa

27 Ocak 2026 Salı

Nüşşabi

Mısır ulemâsının büyüklerinden, şeriat ve tarikat ilimlerini cem etmiş; Ebu’l-Me‘ârif künyesiyle meşhur olan âlim, muhaddis, fakih, hatip ve mutasavvıf Seyyid Muhammed bin Abdürrahîm en-Nüşşâbî (k.s) hazretleri, 25 Cemâziyelâhir 1264 (3 Haziran 1849) tarihinde Yukarı Mısır’ın Cerce bölgesinin Nefâde Mahallesi’nde tevellüd etmiştir.

Nesebi sahih olup İmam Hasan-ı Müctebâ (r.a) neslinden Hasenî seyyiddir. Büyük dedesi Seyyid Abdullah Ebû Nüşşâbe (k.s), Düsûkiyye tarikatı pîri Seyyid İbrahim ed-Düsûkî (k.s) hazretlerinin ashâbından olup, okçulukta mahareti sebebiyle “Ebû Nüşşâbe” künyesini almıştır. Aslen Behîre vilâyetine bağlı, Şubrakhît merkezine tâbi, Reşîd denizinin batısında bulunan Zâhiriyye beldesindendir.

Cerce halkı arasında “Seyyid Abdürrahîm Subayha” ismiyle meşhur olan Seyyid Muhammed bin Abdürrahîm (k.s), küçük yaşta Kur’ân-ı Kerîm’i hıfz ederek hâfız olmuştur. İlim tahsiline büyük bir iştiyak duymuş, muhterem babası Seyyid Abdürrahîm (k.s) ile birlikte Cerce’den Kahire’ye hicret etmiştir. Câmiu’l-Ezher yakınlarında mücâvir olmuş; Seyyid İmam Ahmed Derdîrî (k.s) hazretlerinin civarında, Hâretü Anber’de ikamet etmiştir.

Ezher’de ilim halkalarına devam etmiş; eve döndüğünde mahalledeki arkadaşlarını toplayarak öğrendiği meseleleri onlara anlatmıştır. Babası bu hâlini gördükçe:

“Bu çocuk ileride büyük bir âlim ve hatip olacaktır.” demiştir.

Bu sebeple daha çocuk yaşta iken kendisine “küçük yaşta büyük hoca” lakabı verilmiştir.

Daha sonra Tanta vilâyetine hicret etmiş; Seyyid Ahmed el-Bedevî (k.s) hazretlerinin türbesinin bulunduğu, revaklarında büyük âlim ve mürşidlerin ders verdiği Câmiu’l-Ahmedî’ye kaydolmuştur. Ahmedî Camii şeyhi, büyük âlim Şeyh Muhammed İmam el-Kasbî (v. 1316) hazretlerinin sohbetlerine devam etmiştir.

Hanefî fukahâsından, büyük muhaddis ve allâme Ebu’l-Mehâsin Muhammed el-Kavukçî (k.s) hazretlerine intisap etmiş; onun nezaretinde seyr u sülûkunu ikmal etmiştir. Kâdiriyye, Rifâiyye, Bedeviyye, Düsûkiyye ve Şâziliyye tarikatlarından hırka giyerek icâzet almıştır.

Yine büyük âlim ve Şâziliyye mürşidlerinden Şeyh Hasan el-Adevî el-Hamzâvî (k.s) hazretlerinden ilm-i hadîs rivâyet zinciri almıştır. Nakşibendî-Hâlidî mürşidlerinden Ahmed Ziyâeddin-i Gümüşhânevî (k.s) hazretlerinin hac dönüşü Mısır’da kaldığı üç yıl zarfında kendisine intisap etmiş; ilm-i hadîs ve Nakşibendî tarikatından icâzet almıştır.

Ahmedî Camii’ndeki Hizmeti ve Hitabeti

Ahmedî Camii’nde fıkıh, usûl, hadis ve diğer ilim dallarını öğretmeye devam etti; ücreti gözetmeksizin, ilk zamanlarında zâhid, Allah’a yönelmiş biri olarak yaşadı.

Câmiu’l-Ahmedî hatibinin vefatından sonra hutbe vazifesi kendisine tevdi edilmiştir. Bu vazifeyi istemeyerek kabul etmiş; ancak hutbeleri kısa zamanda halk ve ulemâ arasında büyük kabul görmüştür.

 Daha sonra Ahmed Paşa el-Menşâvî, vakfedilen mal varlıklarının yönetimi ve hayır işlerinde kullanılmasını sağlamak için kendisini görevlendirdi; Şeyh bu görevi en iyi şekilde yerine getirdi. Bu vakıf, günümüzde Menşâvî Medresesi olan ve Batı Mısır’daki üç önemli eğitim kurumundan biri olan medreseyi de kapsıyordu. (Diğer iki medrese Ahmedî ve Semnûd medreseleridir. Nil Deltası’nda bu üç medrese dışında yalnızca İskenderiye, Desûk ve Dımyât medreseleri bulunuyordu.)

Ahmedî Camii öğrencileri coğrafî kayıtlara göre düzenlenmişti ve her bölgenin bir şeyhi vardı:

Garbiyye: Seyyid Muhammed Abdürrahîm

Menûfiyye: Şeyh Beyûmî Ebû Riya

Şarkiyye: Şeyh es-Sentrîsî

Buhayra: Şeyh Mursî Ali Tabl

Ahmedî Camii talebeleri, Ezher’de olduğu gibi resmî kayıtlara tâbi tutulmuş; barınma sistemi revaklar usulüne göre düzenlenmiştir. Her bölgenin bir şeyhi bulunmuş; şeyhi Ebu’l-Mehâsin el-Kavukçî (k.s) hazretleri hakkında:

“Muhammed Abdürrahîm bizim evlâdımızdan sayılır. İlmiyle amel eden, hâliyle irşad eden bir zâttır.”

ve:

“Garbiye’nin yükünü onun omuzlarına verdim.”

buyurmuştur.

Bu sebeple kendisine “Şeyhü’l-Garbiyye” denilmiş; Batı bölgesi talebelerinin şeyhliğine tayin edilmiştir.

Uzun yıllar ilim ve irşad halkalarında hem müderrislik hem mürşidlik yapmıştır. Hutbeye çıktığında cemaatte ağlamayan kalmaz; Resûlullah (s.a.v)’i anlatırken sesi titrer, gözlerinden yaşlar akar, minber adeta sarsılırdı. Hutbeleri daha sonra el-Feyzü’l-Muhammedî adıyla kitaplaştırılmıştır.

Tanta’ya yerleştikten sonra Ahmedî Camii’nde sabah namazından sonra, kuşlukta fıkıh; öğle sonrası hadis; akşamdan sonra tasavvuf sohbetleri yapmıştır. Talebeleri:

“Şeyh ders verirken zamanın nasıl geçtiğini anlamazdık.” demişlerdir.

Menkıbeleri

Şeyh Muhammed Abdürrahîm en-Nüşşâbî, Şâziliyye tarikatını hocası Allâme Ebu’l-Muhâsin el-Kavukçî’den aldı ve bu yolu yaşatıp halk arasında yaydı. İnsanlara ahlâk, zikir, Allah yolunda yürüyüş, nefis terbiyesi ve muhabbetle süslenmeyi öğretti. Zamanla halk arasında rehberlik ve hidayet alanında ilmî ve mânevî bir otorite hâline geldi.

Batılı tarihçi Farid de Jong, Mısır’daki tasavvuf yolları tarihini anlatırken Kavukçî yolunun Mısır’da yayılmasını Şeyh Muhammed Abdürrahîm’in faaliyetlerine bağlamaktadır. Ona göre bu yolun Mısır’da yayılmasının temel sebebi, Ebu’l-Muhâsin’in halifelerinden biri olan Muhammed Abdürrahîm en-Nüşşâbî’nin gayretidir.

Eserleri

Şeyh’in önemli eserlerinden bazıları şunlardır:

Feyz el-Muhammedî fî Hıṭab el-Câmiʿ el-Ahmedî: Vaaz ve hutbelerden oluşan bir divan olup basılmıştır.

Mecmûʿ el-İstiğfârât ve’l-İstiğâthât: Tövbe ve yardım dualarını kapsayan eser.

Mecmûʿ el-Evrâd ve’l-Ahzâb: Zikir ve ibadet uygulamalarını ihtiva eder.

Esrâr el-Ḥaqîqa li-men yuslik et-Ṭarîqa: Tarikat yolunu izleyenler için hakikat sırlarını konu edinir.

Bu eserler, Şeyh’in hem ilmî hem de tasavvufî kimliğini yansıtmaktadır.

Muhammed el-Cevvâd, anılarında şöyle yazar:

“Müezzin ezanı okudu, ikindi namazını kıldım, kandilleri yaktım ve dersler akşam ile yatsı arasında düzenlendi.

Şeyh’in dersleri az sayıda öğrenciye verilirdi; ancak en uzun ve en görünür ders, Gharbîyye şeyhi Seyyid Muhammed Abdürrahîm’in dersiydi.

Öğrencilerinden biri, Şeyh’in ders esnasında Seyyid Mücâhid’in türbesi tarafındaki koltuğunda oturduğunu ve ona nazar ettiğinde, sol tarafındaki bir iskemle üzerindeki kandilin ışığı yüzüne vurduğunu ve yeşil sarığının altında parlayan yüzünün ne kadarda nûrlu olduğunu anlatır.

Ders sırasında sesi geniş halkaya yayılır, en seçkin öğrencilerle birlikte Cevâmiʿ el-Kelîm veya tefsir okur; dersleri hem ilmî hem de rûhî bir fazilet ve mânevî bir tecrübe sunardı.

Şeyh, Sahîh el-Buhârî’yi öğle vakti birinci derece öğrencilerine okuturdu; çünkü yalnızca hakikaten yetkin ve sâlih olan öğrenciler bu derslere katılırdı.”

Şeyh Muhammed Abdürrahîm’in çok sayıda müridi ve öğrencisi vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

Şeyh Abdülhâdî es-Seyyid Şîtâ

Şeyh Seyyid Hicâzî

Şeyh Muhammed Halîl ed-Dıbaʿ

Şeyh İbrâhîm Hudayr

Şeyh Muhammed Ahmed ʿAmâra

Şeyh Ali Câbullah el-Kebîr

Şeyh Hasan Paşa

Şeyh Mübârek Ebû Şâdî

Şeyh el-Habîşî

Şeyh el-Menûfî

Şeyh Abdürraûf Avn

Şeyh Ahmed el-Mursî ez-Zerkânî

…ve daha birçok öğrenci onun irşadından faydalanmıştır.

Şeyh, halk arasında büyük bir itibar ve mânevî kabul görmüş, diğer şeyhler ve âlimlere kıyasla daha geniş bir çevre üzerinde etki sahibi olmuştur.

İnsanlar Şeyh’in etrafında öylesine kalabalık toplanırdı ki, ellerini öpmek isteyenler kalabalıktan dolayı doğrudan öpemeyince, sarığının şalını çıkarır, Şeyh’e dokundurur ve sonra onu öperlerdi.

Büyük âlim Şeyh İbrâhîm ez-Zevâhirî —Ahmedî Camii’nin şeyhi— Şeyh Nüşşâbî’yi öğrencisi olarak tanır ve ona şöyle derdi:

“Ey Şeyh Muhammed! Bir kırat velâyet, bin dönüm ilimden daha değerlidir. Eğer yaşarsan, oğlumu senin gibi Ahmedî Camii şeyhi yaparım.”

Buna karşılık Şeyh şöyle derdi:

“Kalpleri ısındıran Allah’ı tesbih ederim.”

Seyyid Neşâbî’nin çağdaşı olan Şeyh Muhammed el Kabir ile arasında geçen şu menkıbe ona duyulan sevgi ve muhabbetin bir göstergesi niteliğindedir:

“Seyyid Neşâbî ile Muhammed el Kabir arasında sıkı bir dostluk bağı bulunmaktaydı Muhammed el Kabir, Seyyid Neşâbî’ye beslediği muhabbetten dolayı sıkça onun ziyaretine gider, sohbetlerinden istifade ederdi. Bu sık ziyaretler çevresindeki insanların da dikkatini çekerdi. Muhammed el Kabir’e bu ziyaretler hakkında sorulduğunda: ‘Ben Neşâbî’ye her gidişimde onda Rasulallah’ı (s.a.v) görüyorum ‘ diyerek cevap verirdi.”

Sultan Hüseyin, meşhur seyahati sırasında —ki bu seyahat hakkında edipler müstakil eserler kaleme almıştır— bir defasında Ahmedî Camii’ni ziyaret etti. O esnada halkın maksûreyi (ahşaptan yapılmış bölümü) öpmesi hakkında soru sordu. Şeyh bunu işitince Sultan’a şöyle dedi:

“Efendimiz! —Allah korusun, Allah korusun, Allah korusun— farz edelim ki eliniz kesilse ve onun yerine tahtadan bir el takılsa; insanlar da size selam verirken gelip onu öpseler… Sizce elinizi mi öperler, yoksa tahtayı mı?”

İmam Şeyh Selîm el-Beşrî —ki kendisi Ezher Şeyhi idi— Seyyid Bedevî’nin mevlidine katıldığında, Seyyid Şeyh Nüşşâbî’yi evinde ziyaret ederdi. Fakir sâliklerden Kasîde-i Münferice’nin okunmasını isterdi. Onu dinlediğinde vecde gelir, cübbesinin iki ucunu kuşağına sokar, cezbe hâline girer ve şöyle derdi:

“Bu sözler ulvî sözlerdir; bu ancak semâvî bir kanundur. Vallahi bu kasidenin her bir mısraı, Buhârî’deki bir hadisin mânâsına işaret etmektedir.”

Şeyh Nüşşâbî, Menûf merkezine bağlı Sudûd köyüne inerdi. Burada çok sayıda Hristiyan bulunmaktaydı.

Köyde dolaşırken insanlar etrafını sarardı. Bir Hristiyan, Şeyh’i evine davet etti. Şeyh dua etmeye hazırlanırken yanındakilerden biri:

“Bu kişi Hristiyan.” dedi.

Şeyh önce kızdı, sonra Hristiyan’a dönerek:

“Ev nerede?” dedi.

Gidip Hristiyan’ın evine ulaştı, ikramları kabul etti, kahve ve şerbet içti ve ev halkı için bereket duasında bulundu.

Şeyh Nüşşâbî, cömertçe tüm malını sarf edince bir müddet sonra Ahmed el-Bedevî’nin türbesini ziyarete gelenlere verecek bir şey bulamamaya başladı. Bundan dolayı büyük bir hüzün ve hicap duyduğundan gizlice Tanta’yı terk etmeye karar verdi.

Bu kararı verdiği gün, Ahmed el-Bedevî’den manen izin almak amacıyla Ahmediyye Camii’ne sabah namazına gitti. Namazdan sonra yola çıkmak üzereyken biri onu durdurup ismini sorduktan sonra şöyle dedi:

“Senin dergâhına büyük bir araba gönderdik. Bu arabada misafirlerine verebileceğin bir aylık erzak bulunmaktadır. İnşallah bu adet her ay devam edecektir.”

Bunun üzerine Şeyh Nüşşâbî yola çıkmaktan vazgeçti, Allah’a şükretti ve Ahmed el-Bedevî’nin dostlarıyla hizmetine devam etti.

Avrupa Seyahati

Şeyh Muhammed Halîl ed-Dabbaʿ, onun menkıbeleri ve kerametleri hakkında bir kitap derlemişti. Bu haber mütercime ulaşınca ona:

“Kitabı bana göster.” dedi.

Kitap kendisine verilince onu yaktı. Ancak Şeyh Muhammed Halîl el-Hatîb, kendi hayatının akışı hakkında bir kitap yazmış, bu kitabın içine biyografisi yazılan zatın haberlerinden parçalar koymuştur. Bu eserden bir bölüme rastlanmıştır.

Şeyh Nüşşâbî, 1914 yılında Seyyid Hüseyin el-Kasbî, Hacı Yusuf Telʿab, Hacı Mansur el-İturbî, Mahmud Paşa el-İturbî ve Tanta’nın ileri gelenleriyle birlikte, Kıvâdeti Abbas’ın İngilizler tarafından öldürülme girişiminden kurtulması sebebiyle onu tebrik etmek üzere Avrupa’ya gitti.

Seyahat sırasında Şeyh, yolculuk süresince yetecek gıda ve erzağı bizzat hazırlayıp paketledi. Yol arkadaşları buna hayret ederdi.

“Biz Avrupa’ya, yani medeniyet diyarına gidiyoruz. Yanımızda yeterince altın paramız var; bu kadar hazırlığa gerek yok.” dediler.

Fakat Şeyh onları dinlemedi. Hazırlıklarını tamamladı ve erzakı kendisi hesaplayarak paketledi.

Yolculuk sırasında İngilizler gemiyi bir süre alıkoydu. Şeyh, yiyecekleri talebelerine ve yol arkadaşlarına adaletle dağıttı. Tüm erzak tükendiğinde geminin alıkoyma süresi sona erdi ve gemi serbest bırakıldı. Bunun üzerine Şeyh şöyle dedi:

“Seyyid Hüseyin Kasbî, bize yanında getirdiğin altından iki altın ver; ekmeğe bulayalım.”

Vefatı ve Türbesi

27 Cemâziyelâhir 1338 (18 Mart 1920) Perşembe günü öğle vakti rahmet-i Rahmân’a kavuşmuştur. Cenazesinde on binlerce kişi bulunmuştur. “Bugün Tanta’nın güneşi battı.” denilmiştir.

Tanta’daki Sîcer köyünde bulunan zâviyesinin yanındaki makamına defnedilmiştir. Kabri “Makāmü’n-Nüşşâbî” olarak bilinir. Türbesinde her perşembe gecesi Kur’ân hatmi, salavât ve zikrullâh meclisi kurulur.

Soyundan gelen aile Âl-i Nüşşâbî olarak bilinir ve Mısır halkı tarafından hürmet edilir.