Ana Sayfa

18 Ağustos 2018 Cumartesi

ULUDERELİ MEHMED EFENDİ (k.s)




Uludereli Mehmed Efendi hazretleri;Ahıskalı Ali Haydar efendi hazretlerine intisâb ile Tasavvuf yoluna girmişlerdir.Şeyhi tarafından önce Nakîblik,ilerleyen yılarda da Nukabâlık icâzeti alarak İskilip'de Rufâi tarikatının neşrine sây-u gayret göstermişlerdir.

Seyr-i sülukunu itmâm neticesinde Ahıskalı Ali Haydar efendi tarafından Tarikat-ı Rufâiyyeden hilâfet alarak müstakilen irşâd hizmetine başlamışlardır.

Cennetmekân Hacı Kemâl AKDENİZ efendi hazretleri sohbetlerinde ve Divânında bu zât hakkında sitâyişle bahseder ve büyük bir Velî olduğunu; Nakib olduğu yıllarında Şeyhi Ali Haydar efendi tarafından sık sık ziyaretlerine gönderildiğini beyân ederdi.

1964  yılında âlem-i Cemâl'e rıhlet eylemişlerdir.

Mübârek kabirleri İskilip Hacı Karanî kabristanındadır.

Rabbim gönlümüzdeki muhabbetlerini dâim eylesin.





14 Ağustos 2018 Salı

MEHMED RÛŞEN TEVFİKÎ (k.s)


Mudanyalızâde Büyük Rûşen efendinin torunu olan "Küçük Rûşen" efendi ismi ile mâruf Mehmed Rûşen Tevfikî hazretleri Şeyh Abdurrahmân Nesib efendinin oğludur.1810 yılında doğmuştur.Dedesine Rûşen ismini doğduğunda o sırada Mudanya'da olan İsmail Hakkı Bursevî hazretleri vermişti.Dedesine atfen kendisinede Rûşen ismi verilmiş ve Küçük Rûşen efendi diye meşhûr olmuştur.
Dedesi Büyük Rûşen efendi;Celveti şeyhi idi.Aynı zamanda İmâm Nablusî hazretlerininde halifesidir.

Aklî ve Naklî din eğitimlerini ikmâl eyledikten sonra Pederine intisâb ile seyr-i sülûka başlamışlardır.
Babası olan Abdurrahmân Nesib efendiden sonra Azîz Mahmud Hüdâyî asitanesine postnişîn olmuştur.

Sultan Abdülmecîd'in çok hürmet ve iltifatlarına nâil olan Mehmet Rûşen Tevfikî hazretleri bir dönem Meclis-i Meşâyıh reisliğide yapmıştır.
Musûkiye âşinâlığı ile devrinde meşhûr olmuştur.

Büyük Şeyhimiz Kâdiri-Rufâî Şeyhi Çorumlu Hacı Bekir Baba hazretlerinin ilk Şeyhidir.7 sene dergâhta at bakıcılığı hizmetinde bulunan Hacı Bekir baba hazretlerini yine 7 sene sürecek olan seyâhate; üstüne koyun postu giydirip eline Teber-Keşkül-Nefîr tekbirleyip gönderen zât-ı muhterem Mehmed Rûşen Tevfikî hazretleridir.Himmeti vâr olsun yüce Sultânımızın.

Çorum'da Hacı Bekir Baba gibi bir güneşin doğmasında emeği olan Mehmed Rûşen Efendi hazretlerinin mânevi evlatları azîz hatırasını el-ân yaşatmaktadır.

1891 yılında âlem-i cemâle rıhlet eylemişlerdir.Kabrî Üsküdar'da Azîz Mahmûd Hüdâyi dergahının bahçesindedir.

Mevlâmızın inâyeti ile Kabr-i şerifinin yerinin tesbitine ve resmine ulaşmak nasîb oldu.Resmi bizlere ulaştıran ,Hacı Kemâl AKDENİZ efendi hazretlerinin muhibbânından olan Berat ULAŞ kardeşimize teşekkürü borç biliriz...

Ziyâret etmek isteyen ihvân ve muhibbâna hedâyemiz olsun....

Efendi hazretlerinin bir çok eseri mevcut fakat basılmamıştır.
Divânından bir örnek;

Şehr-i dilde etmeye uşşakına divan-ı âşk 
Kurdu iklim-i vücudda tahtını Sultan-ı aşk 

Cem edip âşıkları sahray-ı âşka su be su 
Her birine itmeye bin naz ile ferman-ı aşk

Çün oturmuş tah-ı iztiğanesine ol Padişah    Her nigehde olmada üftadegân suzan-ı aşk 

Elleri bağlı huzurunda durur bîçareler Muntazırdır herbiri ister ki, bir ihsan-ı aşk 

Neylesin dünya ve mafihayı âşık neylesin Daima maksudu anın vuslat-ı canân-ı aşk 

Vasf olunmaz haleti aşkın demi bi veçhile Zahiren giryan ve suzan manevi handan-ı aşk 

Şem-i Hak'da mahvede gör kendini pervane veş 
İtme Rûşeni bülbül-i şeydâ gibi efgân-ı aşk

12 Ağustos 2018 Pazar

AYAK MÜHÜRLEMEK-DARDA DURMAK

Mâlum ola ki; Turûk-u âliyye sâliklerinin edeb duruşu olarak ifâde ettikleri; Sağ ayağını sol ayağının baş parmağı üzerine koymaya; "Ayak mühürlemek-Darda durmak" diye tesmiye olunur.

Bu duruş tasavvûf kitaplarında tafsilatı ile açıklanmıştır.

Hz.Peygamber-i Zişân efendimizin Miraç gecesi Hakkın huzurunda Lâ-mekân oldukta Nidâ-i Hakk gelib Ayağını böyle yapmaklığa emr olunduğundan Erbâb-ı Tasavvûf dahî Huzurda böyle durmaklığı şiâr edindiler.

Yine İmam Hasan efendimizden Hz.Selmân dahî böyle tâlim eylemiştir.


Dervişin Ellerini çapraz olarak göğsüne bağlayıp,ayaklarını mühürlemesi ve başını kalbi üzerine eğib inhinâ etmesi "Baş kesmek-Niyâz etmek" olarak tabir olunur ki mânâsı ;Başım ile bu yola girdim,Elim kolum bağlı ihtiyârı terk ettim demektir...

Şeyhimiz Efendimiz hazretleri buyurdular ki: "Askeriye talim ve terbiyeyi Tarikat-ı Âliyye'den almışlardır.Zirâ Devlet-i Osmaniyyede Yeniçeri Ocağı Hünkâr Hacı Bektâş-ı Velî tarikına mensubtular." 
Askerlik yapanlar bilirler; Komutanın huzuruna giren asker hem girişte hem çıkışta "Topuk Selâmı"verir.Bu olay bâlâda zikr olunan âdâbın mukâbilidir.

7 Ağustos 2018 Salı

GÜLABDÂN


Ecdâdımız tarafından kullanılmış ve hâlâ kullanılan GÜLABDÂN; gülsuyu ikram edilen bir eşya dır.

Bakır-Gümüş-Porselen gibi çeşitlerini görmek mümkündür.



Gül Fahr-i kâinât efendimizin remzi olduğundan misâfirlere gülsuyu ikrâm etmek âdettendi.Tekke'de misâfirlere Gülabdân ile gülsuyu ve Keşkül içerisinde Şeker ikrâmı da yapılırdı.

Bu gelenek günümüzde Mevlütlerde hâlâ-estetikten yoksun olsada-sürdürülmektedir.

NEY ÜFLEME

Tarik-ı Mevleviyye ile özdeşleşmiş olan NEY;Kargı isminde bir tür kamıştan imâl edilir.9 boğum ve 7 delik ile hazır hâle gelen bu enstürman dan çok güzel nâmeler çıkar.

Şah,Mansur,Kız,Süpürde gibi yekun 12 çeşidi vardır.Boylarına göre hepsinden farklı sesler alınır.



Hz.Mevlâna Mesnevisinde Ney'in İnsan-ı Kâmil'in bir remzî olduğunu ârifâne beyân eder.

Ney üfleyen kişilere "Neyzen" tâbir olunur.
Tasavvuf erbâbı arasında Meşhûr olan Müzekkin Nüfûs nâm eserde Eşrefoğlu Rûmî hz.leri bir nakil yaparak Hz.Ali efendimiz ile Ney arasında bir bağın olduğundan bahsetmiştir.



Günümüzde rağbet gören bu enstürmanın üretimi, ehli olan zevât tarafından icrâ edilmektedir.

Sosyal medyada arkadaşımız olup,Yozgat'ta sâkîn olan Halil İbrâhim GÜNEŞER kardeşimizin bu sanatı icrâ edip aynı zamanda üretimini yaptığını müşâhede ediyoruz.

Bu geleneği yaşatan tüm kardeşlerimize Aşk-ı Niyâz ederiz.

DERVÎŞ HIRKASI (HAYDÂRİYE)

Sûfiyye ricâlinin müntesiblerine hırka giydirmesi kadîm bir gelenektir.

İmâm Ali kerremâllahu veche hazretlerinin halifesi olan Hasan-ı Basrî hz.lerine Hırka giydirip icâzet verdiği mâlumdur.

Mürşid ile Müridin arasındaki mânevi bağın tezâhürü olan bu âdet hemen hemen bütün Tasavvuf erbâbı arasında kabul görüp, müstahsen sayılmıştır.

Anadolu'da giyilegelen bu hırkaya "HAYDÂRİYE" denmiştir.Bu ismin verilmesinde bir kaç rivâyet vardır.
Hz.Ali efendimize izâfe edilir.Bir diğer rivâyette ise Kalenderî dervişlerinden Şeyh Haydar'ın çuhâdan mâmul bir çuvalın baş kısmını ve kollarını delerek iç gömleği olarak kullandığından bahsedilir.
Daha sonra gelen dervişlere bu meşakkatli geldiğinden kumaş olanlar temsilen tercih edilmiştir.


Haydâriye; Bele kadar olan,dar ve omuzlarında iki parça kumaş dikilmiş bir Hırka'dır.Ekseriyet ile Yeşil renk olanları kullanılmıştır.Omuzlardaki iki parça kumaşın Hasaneyn efendilerimize izâfeten takıldığı rivâyet edilir.
Yakasına ise 12 imâm efendilerimize izafeten üstüvâ tesmiye olunan 12 dikiş atılır.

Haydâriye'nin dizlere kadar uzun olanına ise; HÜSEYNİYE denir.Makam sâhibi dervişân tarafından kullanılır.


Ol imâmın hırkasını 
Geydik Elhamdülillâh
Fâtımâ evlâdları
Olduk Elhamdülillah

Hidâyet bize erdi
Yıktı harâbat etti
Hırkayı tâcı dikti
Geydik Elhamdülillah 

H.Kemâl AKDENİZ (k.s)

TIRAŞ ERKÂNI (ÇAR-DARB)

 Büyük Şeyhimiz Hacı Kemâl AKDENİZ efendi hz.leri buyurdular ki; "Birde Dervişlikte tıraş erkânı vardır.Tıraş 4 vuruştur.(Çar-Darb) İlki;SAKAL,sonra BIYIK,sonra BAŞ,sonra KAŞ.
Bunların kendine has hikmet ve mânâsı vardır.
Sakal tıraşı;Dünyâ muhabbetini terk etmek,Bıyık tıraşı ise benlikten geçmek,Kaş Tıraşı ise Allah(c.c) a muhabbetinden başka bütün sevgileri kalbinden çıkarıp atmaktır.Saç tıraşıda Ehlullâh önünde ayak toprağı olmaya işâret olarak benimsenmiştir".


 Tarikat-ı Mevleviyye'de Rufaiyye'de ve Bedeviyye'de biat eden dervişten Şeyh efendi bir tutam kadar kaşından ve bıyığından kıl keser.



Sûfî tâifesinden Kalenderîler ise Çar-Darbı vücutlarındaki bütün bu kılları kazıyarak icrâ etmişlerdir.

                     Ensede saç neyler tıraş
                     Göğsümdedir hulleli tâç
                     Koy desinler bu abdâl aç
                     Eyvallâh deyub gezerim

MAZHAR-BENDİR VURMA

Bilhassâ cehri zikri ihtiyar eylen Tarikatlerde Bendir-Mazhar vurmak âdettir.
Bendir-Def-Mazhar aslında aynı âletin farklı isimleridir.

Genellikle Keçi-Koyun-Ceylan derilerinin yuvarlak bir kasnak etrafına gerdirilerek sabitlenmesi ile yapılır.Hattâ İran'da balık derisinden üretilenleri dahî mevcuttur.



Mazhar'ın kasnağının iç tarafında kısa zincirler olur.

Tekke usulünde kendine has bir vuruşu vardır.Ehlinin elinde "Allah!" Sesini işitmek mümkündür.

Bugün darbuka çalar gibi bendir vuranlar var.Bacağın arasına bendiri koyup çalmak edebe mugâyirdir.Bilhâssa ehl-i tasavvuf'un buna ihtimâm göstermeleri elzemdir.Zîra Tasavvuf'un küçük sayılacak hiçbir âdeti yoktur.


Bendir-Mazhar vuruldukça gevşeyip kendini bırakır, o vakit ısıtıp tekrar gergin hâle getirmek gerekir.

Anadolu'da Bendir ve Mazhar için Kudüm ismide kullanılmıştır

           Mazhar vurub yârimi ansam
           Bâbına yatub orada kalsam
           Dervişoğlu katreyi ummâna salsam
           O vakit murâdıma erermiyim ki?

HALVET KOLANI


Mâlumdur ki;Tasavvufun gâyesi olan tezkiye-i nefsin yollarından biriside;Halvethâne'de Çile doldurmak-Erbâin çıkarmak gibi uygulamalarla sağlanmıştır.

Şeriât-ı Garrâ'dan kıl ucu kadar ayrılmayan bu mübârek tâife,Halvethâne'de çile çeken dervişlerin asgari ölçüde dışarı çıkmalarını sağlamak için çeşitli metodlar uygulamışlardır.

Şer'i şerifte bir kimsenin dizlerini dikip bir yere yaslanmadan uyuması hâlinde abdestinin bozulmayacağı mâlumdur.Tarikat ricâli bu fetvâyı hayata geçirip Halvethânedeki sâliklerin boynundan dizlerine geçirilen 10-15 cm eninde bir kuşağı kullanmışlardır.Böylece virdini çeken Sâlik,uyku gelse dahi bu vaziyette abdesti bozulmaz.



HALVET KOLANI olarak tesmiye edilen bu çeyizin işlemeli örnekleri yine müzelerimizde vardır.

           Halvette hâlâvet vardır dediler
           Kolanı boynuma takasım geldi
           Celvette kimisi bulur dediler
           Dervişoğlu yâri bulasım geldi

MÜTTEKÂ

Müttekâ; derviş ve şeyh efendilerin özellikle Halvethâne'de Erbâin çıkarırken veya İtikâf sırasında kullandıkları kısa boylu bir âsâ çeşitidir.

Tarikat ricâli ayak uzatıp yatmayı sû-i edeb telakki ettiklerinden,uyku galebe çalınca bu âsâyı çene altına yâhut alınlarına dayar ve öyle uyurlardı.

Bazı meşâyıh-ı kirâm efendilerimiz hayatları boyunca bunu kullanmışlar sadece halvete hasr etmemişlerdir.

Büyük Şeyhimiz Kemâl efendinin buyurduğu vechile;Ali Haydar efendi hz.leri Müttekâya dayanıp uyurlar imiş.Mübâreğin yanlarının nasır tuttuğunu efendi hazretleri eserinde bahsetmektedir.


Ahşaptan ve Demirden imâl edilen müttekânın uç kısmına sabit bir çivi saplandığıda vâkidir.Böylece yere saplanan Müttekâ'da ıstırahat etmek daha kolay hâle gelirdi.



Enfes süslemeli müttekâları yine diğer Derviş Çeyizleri gibi müzelerde ve Kadîm Tasavvuf geleneğinden gelen bu yolun müntesiblerinde görmek mümkündür.

            İttikâ eyleyen uzatmaz kademî
            Müttekâ ile nevm eyleyen var
            Edeb erkân kâmil eder âdemi
            Dervişoğlu gör nice erler var

6 Ağustos 2018 Pazartesi

CİLBEND

 Hazret-i Peygamber efendimizin sünnetini düstûr edinen Tasavvuf erbâbı,onun yolculukta yanına ; İğne-İplik-Makas-Tarak gibi eşyaları almasından mütevellid, Sefere çıkarken bunların hepsini CİLBEND denilen bir çantada taşırlardı.


Hakiki deriden mâmul bu çanta bel kuşağına tutturulur yada boyna çapraz şekilde takılırdı.Üzerine Hz.Ali efendimizin ismini yazmak ise bu tâifenin şiârı olmuştu

      Harabat görübte taân etmez zinhâr
      Külli halde sünneti ihyâ eden var
      Mustafâ ya uymadan olunmaz Hünkâr
      Dervişoğlu Cilbend'de nice hikmet var

NEFÎR


Hayvan boynuzlarından yapılan ve Seyyâh dervişlerin çeyizlerinden olan Nefir'in bir diğer adıda;Canavar düdüğüdür.

Dervişler bunları uzakta birine seslenmek ve yırtıcı hayvanları uzaklaştırmak için kullanırlardı.



Zincirle boyunlarına veya bellerine bağladıkları bu aletleri "Goygoycu" nâm tebberrû dervişlerinin kullandıklarıda görülürdü.




Hacı Bektaş müzesinde-Tokat müzesinde bu âletletin çok güzel örnekleri sergilenmektedir.

         Nefirimi üflesem Yâ Vedûd deyû
       Dervişoğlu çağırsam lâ Yemût deyû

5 Ağustos 2018 Pazar

DERVİŞ TEBERİ



Derviş çeziylerinden birisi olan TEBER; bir nevi baltadır.

Sefere çıkan dervişlere şeyh efendi tarafından tekbirle verilip;gülbeng çekilirdi.

Seyyâh dervişler bu Teber ile kendilerini vahşi hayvanlardan korur;aynı zamanda ağaç kesmek gibi işlerdede kullanırlardı.



Zaman içerisinde Tasavvufun her sahasında olduğu gibi Derviş çeyizlerinede sanat dahil olmuş;Üzeri işlemeli hârika Teberler üretilmiştir.Şuan Ülkemizin çeşitli Etnoğrafya müzelerinde bunları temâşa etmek mümkündür.



                     Derviş olan neyler silâh
                     Elde Teber başta küllâh
                     Nerde akşam orda sabah
                     Hû deyub ağlar gezerim

KEŞKÜL-Ü FUKARÂ

Tasavvuf tarihinde Seyyâh Dervişlerle özdeşleşmiş olan Keşkül, Hindistan tarafında yetişen bir ağacın meyvesinin içi boşaltılıp imâl edilir, zincir veya kalınca bir ip ile boyna takılırdı.



Bunun yanı sıra,Bakırdan-Demirden-Ahşaptan yapılan Keşkülleride müzelerde görmek mümkündür.



Seyyah dervişlerin,yemek kabı,içecek kabı abdest ıbrığı olarak kullandıkları bu eşyâyı yer yer teberrû toplamak içinde kullandıkları olurdu.


"Bir hırka,bir lokma" düstûrunu şiâr edinen bu dervişler acıkınca bir lokmayı dahi bulamadıkları olurdu.İşte o vakit,keşküllerini uzatıp "Şey'en lillâh" diye yardım isterlerdi.

Daha sonraları ise keşküller ;özelliklede bir dergâhın yol büyüklerinin çeyizi olan keşküllerden dergâha gelen misafirlere şifâ niyeti ile su dağıtmak,Şeker ikrâm etmek âdet hâlini almıştı.

         Keşkülü boynuma takuben geldim
         Şey'en lillâh virdim oldu efendim
         Dervişoğlu nefsimi yerlere serdim
         Şey'en lillâh virdim oldu efendim
 

"RİFÂÎ" mi?-"RUFÂÎ" mi?


Hz.Pir efendimiz Seyyid Ahmed el-Kebîr hazretleri Atalarından olan "Rifâ'a el-Hasen el-Mekkî"den dolayı "Rifâî-Rufâî" nisbesini almıştır.

Arap Gramerine göre yazılışı "Rifâî" olan mübârek künyesi Özellikle Anadolumuzda galat-ı meşur olarak "Rufâî" olarak telaffuz edilmektedir.

İsimden kastedilen müsemmâ olduktan sonra bunun pek bir ehemmiyeti yoktur.

Yine buna benzer şekilde Hz.Pir Seyyid Abdülkâdir el-Cilâni hz.lerinin nisbeti Arab yarım adasında "Cilâni" diye anılırken Anadolu'da "Geylânî" olarak telaffuz edilir.

Yine İbrahim el-Desûkî için "Dusûkî", Hasan-ı Şâzilî hz.leri içinde "Şâzelî" isimleri teleffuzunda kolaylık olduğundan böylece kalmıştır.

Bâlâda zikrettiğimiz gibi isimden kasıt müsemmâdır!

"U'mer" e "Ömer","U'sman" a "Osman","Hasen"e "Hasan" diyen ecdâdımız bunlarıda böyle zikredip aktarmışlardır.


3 Ağustos 2018 Cuma

HACI BEKİR BABA (K.S)



Ebûbekir-i Sıddık hazretleri(Hacı Bekir Baba)  1846 yılında Çorum'da doğmuşlardır.Babası Hacı Osman efendi, Dedesi Hacı Ali efendidir.Ebûbekir efendi daha genç yaşta iken Hâfız olmuşlardır.Bilâhare sahib olduğu bu ilmi yaşamak ve halka faydalı olmak kasdı ile Samsun vilayetine yerleşmişler ,orada müezzinlik yapmışlardır.
Bu sıralarda gelen cemaatten Tasavvuf mensubu zâtlarla sohbeti neticesinde, ezelde verilen ahdin tecellisi ile Mürşid aşkı ile yanıp tutuşur Ebûbekir efendi.Rüyasında kendisine İstanbul’da ki Celvetî tarikatı Şeyhlerinden Mehmet Rûşen Tevfikî hazretlerine gitmesi işâret edilir.
Üsküdar’da Rûşen efendinin dergahına giden Ebûbekir efendiyi Dergâhın Şeyhi Mehmed Rûşen Efendi hizmetle görevlendirir,at bakıcılığı,helâ temizliği gibi nefse ağır gelen işleri verir kendisine..7 sene gibi bir zaman Şeyhine hizmet eden Ebûbekir Efendi ,Şeyhinin emri ile seyahate görevlendirilir.
Kendisine giyisi olarak sadece Post verir Efendisi,ortası delik ,kafaya geçirilip giyilen bir post.Bir kaçta şart koşar şöyle ki;Sadaka ve Zekat almayacak,Aç kaldığı vakit Üç gün bekleyecek sonra takva sahibi gördüğün bir zata “Şey’en lillah” diyeceksin.Eğer verirse ne ala vermezse Üç gün daha bekleyeceksin der.
Ve Tasavvufta Seyahatte uyulması gereken tüm edebleri hatırlatıp yola gönderir.
Ebûbekir Efendinin(Hacı Bekir Baba) bu seyahatte Horasanlı Ahmed Baba hazretleri ile karşılaşıp beraber yol arkadaşlığı yaptığı da rivayet edilir.
Daha Sonra Mânâsında Resul-ü Ekrem Efendimiz;Kendisine Mısır’ın Tanta vilayetine gitmesini işaret eder.Bunun üzerine Mısır’a giden Ebûbekir-i Sıddık hazretleri Seyyid Ahmed el Bedevî hazretlerinin Türbesinde ibadet ile meşgul olurlar..Dergâhta birkaç gün kalan Hacı Bekir Baba ile kimse ilgilenmemiştir.Bunun üzerine Dergâhtan ayrılmaya kalkan Bekir Baba çarşıda bir esnaf’ın yanında otururken Bir Meczub elinde sırıkla gelir,Esnafı bir telaş kaplar,hepsi içeri kaçışırlar..Hacı Bekir Baba dükkanına sığındığı adama sorar bu kimdir diye?Adam,Bu şehrin meczubudur geleni gideni sopasıyla kovalar,camları kırar,ortalığı dağıtır der.Meczub Dükkanın önüne gelip:Ey Ebubekir-i Sıddık !sen neden izinsiz burayı terk ediyorsun!Çık dışarı Çabuk!der.
Dışarı Çıkan Ebubekir-i Sıddık hazretleri,hatasını anlar ve Meczub zatın arkasında Şeyhin bulunduğu mağara gibi bir makama varırlar,İçeride Bulunan Zât,Dergâhın Şeyhi Seyyid Muhammed Abdurrahim-i Tantavî hazretleridir.Hacı Bekir Babaya hitaben:Derviş hiç bu kadar tahammülsüz olur mu?der ve nasihatte bulunur.Daha sonra Bu zât’a İntisab eden Hacı Bekir Baba iki sene gibi bir zamanda Seyr-ü Sülukunu tamamlayıp Kâdiriyye,Rufâiyye,Bedeviyye,Desukiyye,Şaziliyye olmak üzere 5 tarikatten icâzet alır.
Daha sonra Memleketi olan Diyar-ı Rum’da Çorum vilayetine gönderilir.Önce İstanbul’a uğrayıp Zamanın Padişahı ve halifesi Sultan 2.Abdülhamit Han’dan dergah açma izni alan Hacı Bekir Baba Çorum vilayetine gelip dergahını açarlar.O vakitler Çorum’da 8 adet Dergah bulunuyordu.Hacı Bekir Baba’nın açtığı dergah ile bu sayı 9’a yükseldi.


Hacı Bekir Baba Çorum da Kara Şeyh ismi ile mâruftur.Bunun nedeni ise yıllarca Yürüyerek yaptığı seyahatler neticesinde mübarek derisi güneşten  simsiyah yanıp esmerleştiğinden böyle söylene gelmiştir.
Hacı Bekir Baba hazretleri  80’li yaşlarında iken,Ahıskalı Ali Haydar Efendi kendisine intisab etmişler kısa sürede Seyr-ü Sülukunu tamamlayıb Hacı Bekir Baba’dan Hilafet merasimi ile icâzet almışlardır.
Rumi.1344 (1929) yılında Büyük bir Halaka kurup,Cenab-ı Hakkı zikr etmiş,sohbetten sonra Hakka yürümüşlerdir.İlel Cenneti Ededâ!


Rabbim feyziyle bizleri feyizyâb eylesin.Amin!

SEYYİD ABDULKADİR-İ GEYLANİ (K.S)



Gavs-ı Â’zam adı ile şöhret yapmış Tarîkat-ı Kâdiriyye yolunun kurucusu olan Şeyh Seyyid Abdülkâdir Geylânî (k.s) (H.470-561) Seyyid olmakla beraber Şerif’tir de.Hânedân-ı Ehl-i Beyt’ten olan İmâm Hasan(r.a) ve İmam Hüseyin (r.a) evlatlarındandır.Babasının ismi Ebû Sâlih Mûsa’dır.Vâlidesi ise Ümmü’l hayr Fatıma binti Ebû Abdullah’dır.
Hicret-i Nebevi’nin 470.yılında Taberistan’ın Cilan kazasında şehâdet âlemine kadem basmışlardır.İlk tahsilini kendi doğduğu kasabada bitirmiş,daha çok genç iken Bağdat’a tahsil için gitmiş,Kadı Ebû Sa’d medresesinde Fıkıh ilmini tahsil etmiştir.Hadis ve Kelam ilmini Ebubekir bin Muzaffer ismi ile mâruf bir âlimden ikmal ederek icâzet almıştır.
Bundan sonra Bağdat’ta vaaz edip ders okutmaya koyulmuştur.Bundan böyle Şâfiî mezhebinde bulunan Seyyid Abdülkâdir Geylâni Hazretleri,hemen hemen kaybolmakta olan Hanbelî mezhebini unutulmaktan kurtarmak gâyesiyle bu mezhebe geçmiş,çok büyük hizmeti dokunmuş ve mezhebin devam etmesini sağlamıştır ve zamânın İmâm’ı olmuştur.Uzun zamanlar Bağdat’ta vaaz ile meşgul olup,meclisleri avâmın ve havassın feyiz saçan menbaı olmuştur.
Bilaahare Ebû Saîd el Mubârek(k.s) ismiyle ün yapmış,zamânın ileri gelen mürşidlerinden olan zât’a bey’at ederek Zikir ve Tarîkat âdab ve erkânını öğrenmştir.
Gavs’ül Â’zam Seyyid Abdülkâdir Geylâni Hazretleri,bir ara halvete çekilip riyazatla yaşamağa başladı.Sonradan Mürşidinin emriyle bir müddet seyahate çıktı.Mücâhede-i nefs ile sahralarda seyahat edip tekrar Bağdat’a dönerek kendisine ait tekke kurdu ve Tasavvuf’ta hesapsız hizmette bulundu.Hicri 522.senesinde hizmete açtığı tekkede birkaç kimseyi irşad edip,kendilerine Mürşidlik hilâfeti vererek dünyanın dört bir yerine irşad gâyesiyle göndermişlerdir.
Tasavvuf’a dâir eserler te’lif etmiş,İslâm’a çok büyük hizmeti dokunmuştur.Bu kitaplardan birkaç tanesinin isimleri şunlardır:
1-Futûh’ul Gayb
2-Gunyetü’t Talibin
3-Behcetü’l Esrar
4-Divân-ı Âzam
5-Fethu’r Rabbani ve’l Feyzu’r Rahmani

Rivâyet olunur ki,Vâlidesi Ümmü’l hayr’ı Seyyid Abdülkâdir Geylâni Ramazan-ı şerif’te asla emmezdi.Gündüzleri dahî ağlamazdı.Komşuları Ramazan’ı Seyyid Abdülkâdir’in bu durumuna göre takip ederlerdi.Bulutlu havalarda hilâlden Ramazan anlaşılmadığından,sık sık Gavs’ül Azam’ın evine gelerek sordukları bir çok eserde yazılmıştır.

Sayısız kerâmetleri olan Pîr-i dest-gîr Seyyid Abdülkâdir Geylâni Hazretleri Hicretin 561.senesi Rebi’ül âhir’in onuncu günü 90 yaşlarında iken vefât etmişlerdir.
Hazret-i Pîr’in şu sözleri meşhurdur: <<Evvelki güneşlerin cümlesi battı ve gittiler,ama bizim güneşimiz ise ebedi batmayacak>>,
Ehlullah dediler ki; <<Alem-i ceberut ile alem-i lahut arasında her tavır haikat tavrıdır,sıfat-ı Bari’den ibaret bulunan alem-i melekut ile alem-i ceberut arasında olan her şey yani her tavır tarikat tavrıdır>>
İşte bu gerçekler ışığında denir ki:Bir kimse bu ilmi özünde bulamayınca milyonlarca eser okusa,yine de alim olamaz.Zahirdeki ilimlerle elde edilen mükafat ancak o kimseyi cennete götürebilr.Orada ancak ilahi sıfatların nuru tecelli eder.Zatını asla göremez.
Gavs’ül Â’zam’ın Tarîkatta şeceresi Kâdiriyye olup şöyledir:
1-imam Ebû’l Hasan Ali bin Mûsa el Rıza (r.a)
2-Şeyh Ma’ruf Kerhi(k.s)
3-Şeyh Seriyy-i Sekadi(k.s)
4-Şeyh Ebû’l Kasım Cüneyd-i Bağdadi(k.s)
5-Şeyh Ebûbekir defli bin erbi(k.s)
6-Şeyh Ebû’l fazl Abdülvâhid et Temimi(k.s)
7-Şeyh Ebû’l ;Ferec et Tarsûsi(k.s)
8- Şeyh Ebû’l Hasan el Kuşeyri(k.s)
9-Şeyh Ebû’s Sâid el Mübârek el Mahzumi(k.s)
10- Şeyh Gavs’ül Azam Seyyid Abdülkâdir Geylani(k.s)
Cenâb-ı Hakk Teâla yüksek sırlarını takdis etsin,bizi ve bütün ihvanı yüksek feyizleri ile kemâle erdirsin,Âmin.
En doğrusunu Cenâb-ı Hakk bilir.
Kâdiriyye’nin sonradan zuhur eden şubeleri;Eşrefiyye,Hilaliyye,Garibiyye,Ekberiyye,Rumiyye,Mukaddesiye,Yafiiyye,Hamadiyye’dir

KAYNAK: ŞEYH KEMAL AKDENİZ-TASAVVUF VE MARİFETULLAH

SEYYİD AHMED ER RUFAİ (K.S)



Seyyid Ahmed el -Kebîr Rufâi,Nebiler vârisi,Evliyâlar sertâcı,Garip ve kimsesizlerin sığınağı ve hastaların Hekîmidir.Nesebleri sâhih,en yüksek Gavsiye mertebesinin sahibi,Tarîkat-ı Rufâiyye’nin Pîr’i ve kurucusudur.Dört Kutbu’l Â’zam’ın ikincisi olan Seyyid Ahmed el Kebîr(r.a) hazretleri Ebû’l alemeyn ismi ile ün yapmıştır.Yani iki âlemin babası <<Nûr’un ala Nûr>> demektir.
Hazret-i Pîr ,çok merhametli ve mütevazi ,derin ve duygulu  güzel bir hâle sahip,cefâlara müsibetlere sabırla,düşmanlarına dahî nasihatta bulunan,fukarâ ile düşüp kalkan bir ahlâka sahipti.
Künye-i âlileri Ebû’l Abbas’tır.Lâkabları Rufâi olup,silsile-i nesebleri ise ondördüncü göbek ile İmâm Mûsa Kâzım(r.a) Hazretleri yolu ile Şehîd-i Kerbelâ İmâm Hüseyin(r.a) Hazretlerine yetişir.Pederleri Seyyid Ali Ebû’l Hasan Hazretleridir.Medine-i münevvere’den göçüp Basra’da Ümmü Âbide adındaki kazaya gelerek yerleşmiştir.
Hicret-i Nebi’nin 512.senesi Muharrem ayının 21.Cuma günü Şehâdet âlemine teşrif etmişlerdir.Henüz yedi yaşlarında iken babası vefât eden Hazret-iPîr’i dayısı Seyyid Mansur hazretleri himâyesine alarak büyütmüştür.Dayısının isteği ile Basra’ya tahsil maksadı ile gönderilmiş,Şafiî âlimlerinden olan Ebû’l Fadl el-Vasitî’den ve Şeyh İshak şirazi’den Fıkıh ve Kelâm ilmi tahsil etmiştir.Ebû’l Fadl el- Vasitî’den 26 yaşlarında iken icâzet almıştır.
Mescidlerde ders okutup,vaaz vermeye başlayan Seyyid Ahmed el-Kebîr Rufâi (r.a) Hazretleri ‘nin vaazı esnasında mübârek kelâmlarını mescid dışındakiler de dinler,hayretlere düşerlerdi.İnkarcılar dahî şaşkına döner,dillerini ısırırlar idi.Bu meyanda erbab-ı sülûk vecde gelip raksa girerler idi.Huşû ehli ağlayıp benliklerinden geçerler idi.Mübarek sözlerinin açıklığından edibler edebi sezer,belagat erbâbı ,maarifinden;ilim ehli ise tahkikatından,hakîmler de açık kelâmlarından erbâb-ı kelâm,hakayıkından;bütün ehlullah-ı kibar hazeratı faydalanmışlardır. Hazret-i Pîr-i dest-i gir Seyyid Ahmed el Kebîr Rufâi (r.a) Tasavvuf’a biat edip nefs mücadelesine koyulmuş,nefsin bütün istek ve arzularına sed çeken Hazreti Pîr ,dünya ziynetine meyil vermeyip bütün güç ve kuvvet ile Tasavvuf’a hizmet etmeyi kendisine şiar edinmiştir.Bu gerçekler ışığı altında Tarîkatın Âdab ve erkânını öğrenip hırka ve tâcını mürşidi olan Şeyh Seyyid Ali Kâri Hazretlerinden kuşanmış,Mürşidlik hilâfetini alarak Ümmü Âbide kazasına yerleşerek meydana getirdiği tekkesinde halkı irşâd’a başlamışlardır.Bazı eserlerde Aliyyü’l Kâri’den hilâfet aldığı yazılıyorsa da bu hatâlıdır.Zira Aliyyü’l Kâri,Hicri 1016 yılında ölmüştür.Zâten Aliyyü’l Kâri,Tasavvuf büyüklerinin aleyhinde olan bir kimsedir.
Rivâyet olunur ki;Hazret-i Pîr,bir nutkunda dediler ki:
Tarîkatımıza bid’at girmemiştir.Bıkmadan usanmadan amel etmelidir.Aynı zamanda tarikatımız beş duyuyu zapt ve hıfz etmiştir.Her nefes aldıkça vakt’e riayet eylemelidir.Kalbi temiz tutmalıdır,buda bütün âzâlar ile Allah’ı zikretmek ile kâbil olur.Mâsiva ile dolu olan kalp,asla temiz olamaz

“Uyanık olun ki,kalpler ancak Allah’ın zikri ile mutmain olur”ayet-i Kur’aniye’sini okurlardır.
Yine devamla: “Tarîkatımız âyet-i Kur’aniye ve Aleyhisselatü ves’selam efendimizin sünnetidir.Derviş sünnet-i seniyye’ye uyduğu müddetçe  tarikatta sayılır” derlerdi.
Müşarileyh hazretleri,tâliblere “Ey Ashâbım” diye hitab ederlerdi.Ve derlerdi ki: “Sizler herkesle hoş geçinip,yumuşak huylu,sır saklar,Vâ’dinde aslâ kusur etmez,bütün ehl-i iman için duâcı olanlardan olunuz.Büyük küçük,zengin fakir herkese Efendi diye hitâb ediniz.Fakir,kimsesiz olan insanlara yararlı olmaya çalışınız” ve bunu sık sık, her mecliste tekrarladığı çok olurdu.
Yine Rivâyet olunur ki:Hazret-i Pîr hacca gitmek üzere yola koyulur.Medine-i Münevvere’ye vasıl olup huzûr-u Peygamber’in Babü’s Selam’ı önünde durarak:
(Esselâmu aleyküm Yâ Ceddî)
Diye selam verince kabr-i Resûlullah’tan :
(Aleyküm selâm yâ Veledî)
İltifatına mazhar olan Hazret-i Pîr “Ya Resûlallah şimdiye kadar ruhum gelip mübârek kadem-i şeriflerinize yüz sürüyordu,şimdi ise günahkar vücudumla huzurunuzda bulunuyorum.
Mübarek elinizi verinde yüzlerimi sürüp öpeyim.” Demesiyle beraber kabr-i Resulullah’dan yeşiller içinde olmak üzere sağ eli uzanınca ,edeb dâhilinde mübârek eli öpen hazret-i Pîr Seyyid Ahmed el –Kebîr Rufâi,kendinden geçip,yerde yuvarlanmaya başladığında bağırarak: “Allahını seven beni çiğnesin” diyordu.Orada hazır bulunan Gavsu’l Â’zam Seyyid Abdülkâdir ve Seyyid İbrahim Desuki(r.a) hazretleri koşarak yerde yatmakta olan Hazret-i Pîr’i kaldırıp teskin ediyor,yüzlerini ve gözlerini öpüyorlardı.
Böylece Seyyid Ahmed el-Kebîr Rufâi Hazretlerinin şanı yüce olup kerametleri  ve hikmet saçan kelâmları kıyâmete kadar devam edecektir.Merâk edenler İbn-i Celal hazretlerinin Celaü’s Sâda  kitabına müracat etsinler.
Hakk sübhanehu ve Teâla sırlarını takdis etsin,bizi ve ümmet-i Muhammed’i feyz-i Âlilerinden faydalandırsın.Amin.
Ömürlerinin sonunda bir karın ağrısına mübtelâ olan Hazret-i Pîr sık sık dışarı çıkarlar idi.Kendilerine “Günlerdir yeyip içmezsiniz,neden sık sık dışarı çıkıyorsunuz?” sorusuna : “Bu çıkan eriyen etlerdir,şimdi onlar sona erdi.İlik’ten başka bir şey kalmadı.Bu gün o da biter,yarın huzûr-u Rabbü’l âlemin’e kavuşuruz” dedi.Hicret-i Nebi’nin 571.senesi Cemaziyel evvel’in 22. Cuma gecesi sabaha karşı vefât etmiştir.Allah Teâla ondan razı olsun.

Rufâiyye Silsilesi:
1-Hazret-i Hasan-ı Basri(r.a)
2- Hazret-i Habib-i A’cemi(k.s)
3- Hazret-i Davûd-u Tâi(k.s)
4- Hazret-i Marûf-u Kerhî(k.s)
5- Hazret-i Seriyy-i Sekadi(k.s)
6- Hazret-i Ebû’l Kâsım Cüneyd-i Bağdadî(k.s)
7-Şeyh Ebûbekir Şibli Ca’fer bin Yûnus(k.s)
8-Şeyh Ali A’cemi(k.s)
9-Şeyh Ali el- Berberî(k.s)
10-Şeyh Ebû Ali Gulam bin Terkâni(k.s)
11-Şeyh Ebû’l Fazl bin Bağdadî(k.s)
12-Şeyh Ali Kârî Vasıtî(k.s)
13-Hazret-i Seyyid Ahmed el- Kebir Rufai el Hüseyni bin Seyyid Ali(r.a)

Seyyid Ahmed el-Kebîr’in vefatından sonra ,tarikat bir kısım şubelere bölünmüştür.Onlarda şunlardır:Ma’rufiyye,Harîciyye,Nûriyye,Keyyâliyye,Zeyniyye,Sayyadiyye,Cebertiyye,Azîziyye,Vasîtiyye,Cendeliyye,Fazliyye,Aslâniyye,Katnâniyye.
En doğrusunu Cenâb-ı Hakk bilir.

KAYNAK: ŞEYH KEMAL AKDENİZ-TASAVVUF VE MARİFETULLAH