Seyyid Ahmed el -Kebîr Rufâi,Nebiler vârisi,Evliyâlar sertâcı,Garip ve kimsesizlerin sığınağı ve hastaların Hekîmidir.Nesebleri sâhih,en yüksek Gavsiye mertebesinin sahibi,Tarîkat-ı Rufâiyye’nin Pîr’i ve kurucusudur.Dört Kutbu’l Â’zam’ın ikincisi olan Seyyid Ahmed el Kebîr(r.a) hazretleri Ebû’l alemeyn ismi ile ün yapmıştır.Yani iki âlemin babası <<Nûr’un ala Nûr>> demektir.
Hazret-i Pîr ,çok merhametli ve mütevazi ,derin ve
duygulu güzel bir hâle sahip,cefâlara
müsibetlere sabırla,düşmanlarına dahî nasihatta bulunan,fukarâ ile düşüp kalkan
bir ahlâka sahipti.
Künye-i âlileri Ebû’l Abbas’tır.Lâkabları Rufâi
olup,silsile-i nesebleri ise ondördüncü göbek ile İmâm Mûsa Kâzım(r.a)
Hazretleri yolu ile Şehîd-i Kerbelâ İmâm Hüseyin(r.a) Hazretlerine yetişir.Pederleri
Seyyid Ali Ebû’l Hasan Hazretleridir.Medine-i münevvere’den göçüp Basra’da Ümmü
Âbide adındaki kazaya gelerek yerleşmiştir.
Hicret-i Nebi’nin 512.senesi Muharrem ayının 21.Cuma günü
Şehâdet âlemine teşrif etmişlerdir.Henüz yedi yaşlarında iken babası vefât eden
Hazret-iPîr’i dayısı Seyyid Mansur hazretleri himâyesine
alarak büyütmüştür.Dayısının isteği ile Basra’ya tahsil maksadı ile
gönderilmiş,Şafiî âlimlerinden olan Ebû’l Fadl el-Vasitî’den ve Şeyh İshak
şirazi’den Fıkıh ve Kelâm ilmi tahsil etmiştir.Ebû’l Fadl el- Vasitî’den 26
yaşlarında iken icâzet almıştır.
Mescidlerde ders okutup,vaaz vermeye başlayan Seyyid Ahmed
el-Kebîr Rufâi (r.a) Hazretleri ‘nin vaazı esnasında mübârek kelâmlarını mescid
dışındakiler de dinler,hayretlere düşerlerdi.İnkarcılar dahî şaşkına
döner,dillerini ısırırlar idi.Bu meyanda erbab-ı sülûk vecde gelip raksa
girerler idi.Huşû ehli ağlayıp benliklerinden geçerler idi.Mübarek sözlerinin
açıklığından edibler edebi sezer,belagat erbâbı ,maarifinden;ilim ehli ise
tahkikatından,hakîmler de açık kelâmlarından erbâb-ı kelâm,hakayıkından;bütün
ehlullah-ı kibar hazeratı faydalanmışlardır. Hazret-i Pîr-i dest-i gir Seyyid
Ahmed el Kebîr Rufâi (r.a) Tasavvuf’a biat edip nefs mücadelesine
koyulmuş,nefsin bütün istek ve arzularına sed çeken Hazreti Pîr ,dünya
ziynetine meyil vermeyip bütün güç ve kuvvet ile Tasavvuf’a hizmet etmeyi
kendisine şiar edinmiştir.Bu gerçekler ışığı altında Tarîkatın Âdab ve erkânını
öğrenip hırka ve tâcını mürşidi olan Şeyh Seyyid Ali Kâri Hazretlerinden kuşanmış,Mürşidlik
hilâfetini alarak Ümmü Âbide kazasına yerleşerek meydana getirdiği tekkesinde
halkı irşâd’a başlamışlardır.Bazı eserlerde Aliyyü’l Kâri’den hilâfet aldığı
yazılıyorsa da bu hatâlıdır.Zira Aliyyü’l Kâri,Hicri 1016 yılında ölmüştür.Zâten
Aliyyü’l Kâri,Tasavvuf büyüklerinin aleyhinde olan bir kimsedir.
Rivâyet olunur ki;Hazret-i Pîr,bir nutkunda dediler ki:
“Tarîkatımıza bid’at girmemiştir.Bıkmadan usanmadan amel etmelidir.Aynı
zamanda tarikatımız beş duyuyu zapt ve hıfz etmiştir.Her nefes aldıkça vakt’e
riayet eylemelidir.Kalbi temiz tutmalıdır,buda bütün âzâlar ile Allah’ı
zikretmek ile kâbil olur.Mâsiva ile dolu olan kalp,asla temiz olamaz”
“Uyanık olun ki,kalpler ancak Allah’ın zikri ile mutmain
olur”ayet-i Kur’aniye’sini okurlardır.
Yine devamla: “Tarîkatımız âyet-i Kur’aniye ve
Aleyhisselatü ves’selam efendimizin sünnetidir.Derviş sünnet-i seniyye’ye
uyduğu müddetçe tarikatta sayılır”
derlerdi.
Müşarileyh hazretleri,tâliblere “Ey Ashâbım” diye hitab
ederlerdi.Ve derlerdi ki: “Sizler herkesle hoş geçinip,yumuşak
huylu,sır saklar,Vâ’dinde aslâ kusur etmez,bütün ehl-i iman için duâcı
olanlardan olunuz.Büyük küçük,zengin fakir herkese Efendi diye hitâb
ediniz.Fakir,kimsesiz olan insanlara yararlı olmaya çalışınız” ve bunu
sık sık, her mecliste tekrarladığı çok olurdu.
Yine Rivâyet olunur ki:Hazret-i Pîr hacca gitmek üzere yola
koyulur.Medine-i Münevvere’ye vasıl olup huzûr-u Peygamber’in Babü’s Selam’ı
önünde durarak:
(Esselâmu aleyküm Yâ Ceddî)
Diye selam verince kabr-i Resûlullah’tan :
(Aleyküm selâm yâ Veledî)
İltifatına mazhar olan Hazret-i Pîr “Ya Resûlallah şimdiye kadar ruhum
gelip mübârek kadem-i şeriflerinize yüz sürüyordu,şimdi ise günahkar vücudumla
huzurunuzda bulunuyorum.
Mübarek elinizi verinde yüzlerimi sürüp
öpeyim.” Demesiyle beraber kabr-i Resulullah’dan yeşiller içinde olmak
üzere sağ eli uzanınca ,edeb dâhilinde mübârek eli öpen hazret-i Pîr Seyyid
Ahmed el –Kebîr Rufâi,kendinden geçip,yerde yuvarlanmaya başladığında
bağırarak: “Allahını seven beni çiğnesin” diyordu.Orada hazır bulunan
Gavsu’l Â’zam Seyyid Abdülkâdir ve Seyyid İbrahim Desuki(r.a) hazretleri
koşarak yerde yatmakta olan Hazret-i Pîr’i kaldırıp teskin ediyor,yüzlerini ve
gözlerini öpüyorlardı.
Böylece Seyyid Ahmed el-Kebîr Rufâi Hazretlerinin şanı
yüce olup kerametleri ve hikmet saçan
kelâmları kıyâmete kadar devam edecektir.Merâk edenler İbn-i Celal
hazretlerinin Celaü’s Sâda kitabına
müracat etsinler.
Hakk sübhanehu ve Teâla sırlarını takdis etsin,bizi ve
ümmet-i Muhammed’i feyz-i Âlilerinden faydalandırsın.Amin.
Ömürlerinin sonunda bir karın ağrısına mübtelâ olan
Hazret-i Pîr sık sık dışarı çıkarlar idi.Kendilerine “Günlerdir yeyip içmezsiniz,neden
sık sık dışarı çıkıyorsunuz?” sorusuna : “Bu çıkan eriyen etlerdir,şimdi
onlar sona erdi.İlik’ten başka bir şey kalmadı.Bu gün o da biter,yarın huzûr-u
Rabbü’l âlemin’e kavuşuruz” dedi.Hicret-i Nebi’nin 571.senesi Cemaziyel
evvel’in 22. Cuma gecesi sabaha karşı vefât etmiştir.Allah Teâla ondan razı
olsun.
Rufâiyye
Silsilesi:
1-Hazret-i Hasan-ı
Basri(r.a)
2- Hazret-i
Habib-i A’cemi(k.s)
3- Hazret-i
Davûd-u Tâi(k.s)
4- Hazret-i
Marûf-u Kerhî(k.s)
5- Hazret-i
Seriyy-i Sekadi(k.s)
6- Hazret-i Ebû’l
Kâsım Cüneyd-i Bağdadî(k.s)
7-Şeyh Ebûbekir
Şibli Ca’fer bin Yûnus(k.s)
8-Şeyh Ali
A’cemi(k.s)
9-Şeyh Ali el-
Berberî(k.s)
10-Şeyh Ebû Ali
Gulam bin Terkâni(k.s)
11-Şeyh Ebû’l Fazl
bin Bağdadî(k.s)
12-Şeyh Ali Kârî
Vasıtî(k.s)
13-Hazret-i Seyyid
Ahmed el- Kebir Rufai el Hüseyni bin Seyyid Ali(r.a)
Seyyid Ahmed el-Kebîr’in vefatından sonra ,tarikat bir
kısım şubelere bölünmüştür.Onlarda şunlardır:Ma’rufiyye,Harîciyye,Nûriyye,Keyyâliyye,Zeyniyye,Sayyadiyye,Cebertiyye,Azîziyye,Vasîtiyye,Cendeliyye,Fazliyye,Aslâniyye,Katnâniyye.
En doğrusunu Cenâb-ı Hakk bilir.
KAYNAK: ŞEYH KEMAL AKDENİZ-TASAVVUF VE MARİFETULLAH

Dervişler önderi hemde Sultânı
YanıtlaSilMeded Yâ Rufâi kapına geldik
Âşıkların cânı cânda cânânı
Meded Yâ Rufâi kapına geldik
Himmetin gelirmiş Basra ilinden
Hikmet dökülürmüş tatlı dilinden
Hakka yol gidermis senin elinden
Meded Yâ Rufâi kapına geldik
Hayya azar olur seni görünce
Ateş gülzâr olur seni deyince
Kılıç kesmez olur sırrın gelince
Meded Yâ Rufâi kapına geldik
Sendedir merhamet sendedir erkân
Tarikatın olmuş merkez-i irfân
Cihâna ün salmış sendeki bürhân
Meded Yâ Rufâi kapına geldik
Dervişoğlu seni Pîri belledi
Fedâ olsun sana cân ile teni
Kapından ihvânı döndürme geri
Meded Yâ Rufâi kapına geldik
Yâ Rufâi kerem eyle
YanıtlaSilHemen Dergâhına geldim
Tut elimden meded eyle
Hemen Dergâhına geldim
Mahrum etme cemâlinden
Nasibdar kıl kemâlinden
Irak düştüm visâlinden
Hemen Dergâhına geldim
Ayakların tozu olsam
Yüze sürüp şifâ bulsam
Kapın eşiğine yatsam
Hemen Dergâhına geldim
Aklım fikrim seninledir
Virdin dâim dilimdedir
Necat senin elindedir
Hemen Dergâhına geldim
Dervişoğlu hayli zaman
Perişandır hâli yaman
Yetişe derdine dermân
Hemen Dergâhına geldim