3 Ağustos 2018 Cuma

BİŞR-İ HAFİ (K.S)




Ehl-i tasavvuf önderleri arasında Sultanû’l evliyâ olarak bilinen Bişr Hâfî(k.s.) Hazretleri,Hicret-i Nebî’nin 110 senesinde Merv şehrinde şehâdet âlemine teşrif etmişlerdir.Künyesi Ebû Nasr,Babasının ismi Hars olup aslen Merv’lidir.Görülen lüzum üzerine Bağdat’a gelerek yerleşmişlerdir.Ölünceye kadarda bu şehirden ayrılmamışlardır.
Bişr Hâfî(k.s.)Hazretleri yalın ayak dolaştıkları için kendisine Hâfî lâkabı verilmiştir.Fudayl bin İyâz ile samîmi bir arkadaşlık kurmuş,birlikte ilim tahsili yapmışlardır.Şüpheli şeylerden kaçan,tam bir verâ sâhibi olan Bişr Hâfî(k.s.) Hazretleri konuştukları zaman her tarafa hikmet kokusu yayılırdı.Hayâtı dâima nefis mücahedesi ile geçerdi.Usûl ve fürû ilimlerinde ileri derecelere vâsıl olmuşlardır.
Rivâyet olunur ki;gençlinde çeşitli yollara sapmıştır.Hattâ günlerden bir gün sarhoş olarak yolda giderken Besmele yazılı bir kâğıt parçası gördü.Hemen kâğıdı yerden alarak üzerine esans döküp evine götürdü ve yattığı odanın duvarına astı.O gece Ârif-ibillah’lardan bir zâtın rüyasında kendisine şöyle hitâb ediliyordu:<<Kalk hemen gitde Bişr Hâfî’ye söyle!Benim ismimi temizlediği gibi,bende onu temizlerim.İsmimi büyük bilip tuttuğu gibi,bende onu öylece yüceltirim.İsmimi güzel kokulu yaptığı gibi onu güzel ederim.Azametim hakkı için onun ismini dünya ve ahrette temiz ve güzel eylerim>>Bu Ârif-i billah kendi kendine şöyle dedi:<<Bu gördüğüm rüyadaki kimse fâsıktır,herhalde yanlış gördüm.>> Abdest alıp iki rekât rızâ-i Bârî için namaz kıldı ve yeniden yattı.Yine tekrar aynı rüyâyı gördü.Böylece üç gece üst üste bu rüyayı gördükten sonrasabahleyin Bişr Hâfî’yi aramaya koyuldu.Meyhâne’de olduğunu öğrenince hemen meyhâneye gidip kapısında durarak garsonu çağırdı.<<Bişr Hâfî buradalar mı?>> diye sordu.O da:<<Evet,burada öylesine sarhoş ki kendinde değil>>dediğinde bu zât:<<Git kulağına söyle,kendisine benim büyük bir haberim vardır.>>dedi.Bunun üzerine Bir Hâfî’nin yanına giden garson eğilerek kulağına durumu olduğu gibi söyledi.Bişr hemen yerinden kalkıp koşarak kapıda bekleyen Ârifibillâh’ın huzûruna çıktı ve dedi ki:<<Buyurun kimden haber vereceksiniz?>> O zât da:<<Sana bütün kâinatı yaratan Allah Teâla’dan bir haberim var.>>dedi.Bişr Hâfî bu sözü işitince hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.Gözyaşları içinde:<<Mevlâm bana darılıyor mu? Yoksa şiddetli azâba mı düçar edecek?Siz biraz olsun burada bekleyinde arkadaşlarıma vedâ edeyim>>diyerek içeri girdi ve arkadaşlarına şöylece hitâbta bulundular:<<Muhterem arkadaşlarım şimdi beni çağırdılar,gidiyorum.Bundan sonra beni aranızda bulamayacaksınız..>>Tevbe ve İstiğfarla ordan uzaklaştı.
Bundan böyle insanlardan uzlet ederk zühd ve takvâ yoluna yöneldi.Kendisinde Allah Teâla Hazretlerini öyle bir müşâhede hâli zuhûr etti ki,bu yüzden ayağına dahî bir şey giymezdi.Bir gün kendisine sual ettiler ki:<<Sen neden ayağına bir şeyler giymeyip çıplak dolaşıyorsun?>> Cevâben dedi ki:<<Evet,ben Allah’a söz verdiğim vakit yalınayak idim.Şimdi ise ayağıma bir şey giymeye hayâ ediyorumAyrıca Cenâb-ı Zü’l celâl Hazretleri buyuruyorlar ki:<<Yryüzünü size yaygı,halı eyledim..>>pâdişahların halısına ayakkabı ile basılmaz.>>
Bir gün hastalandı,Yedi gün geçmeden Hicret-i Nebî’nin 227.senesi Muharrem’in Onuncu günü vefât ettiler.Kabr-i şerİfleri Bağdat’da olup ziyârete açıktır.Cenâb-ı Zülcelâl ondan râzı ve hoşnûd olsun.âmin.
En doğrusunu Cenâb-ı Hakk bilir.

KAYNAK: ŞEYH KEMAL AKDENİZ-TASAVVUF VE MARİFETULLAH

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Nüşşabi

Mısır ulemâsının büyüklerinden, şeriat ve tarikat ilimlerini cem etmiş; Ebu’l-Me‘ârif künyesiyle meşhur olan âlim, muhaddis, fakih, hatip ve...