Ehl-i tasavvuf önderleri arasında Sultanû’l evliyâ olarak bilinen Bişr Hâfî(k.s.) Hazretleri,Hicret-i Nebî’nin 110 senesinde Merv şehrinde
şehâdet âlemine teşrif etmişlerdir.Künyesi Ebû
Nasr,Babasının ismi Hars olup aslen Merv’lidir.Görülen
lüzum üzerine Bağdat’a gelerek
yerleşmişlerdir.Ölünceye kadarda bu şehirden ayrılmamışlardır.
Bişr Hâfî(k.s.)Hazretleri
yalın ayak dolaştıkları için kendisine Hâfî
lâkabı verilmiştir.Fudayl bin İyâz
ile samîmi bir arkadaşlık kurmuş,birlikte ilim tahsili yapmışlardır.Şüpheli
şeylerden kaçan,tam bir verâ sâhibi olan Bişr Hâfî(k.s.) Hazretleri
konuştukları zaman her tarafa hikmet kokusu yayılırdı.Hayâtı dâima nefis
mücahedesi ile geçerdi.Usûl ve fürû ilimlerinde ileri derecelere vâsıl
olmuşlardır.
Rivâyet olunur ki;gençlinde çeşitli yollara sapmıştır.Hattâ
günlerden bir gün sarhoş olarak yolda giderken Besmele yazılı bir kâğıt parçası
gördü.Hemen kâğıdı yerden alarak üzerine esans döküp evine götürdü ve yattığı
odanın duvarına astı.O gece Ârif-ibillah’lardan bir zâtın rüyasında kendisine
şöyle hitâb ediliyordu:<<Kalk
hemen gitde Bişr Hâfî’ye söyle!Benim ismimi temizlediği gibi,bende onu
temizlerim.İsmimi büyük bilip tuttuğu gibi,bende onu öylece yüceltirim.İsmimi
güzel kokulu yaptığı gibi onu güzel ederim.Azametim hakkı için onun ismini
dünya ve ahrette temiz ve güzel eylerim>>Bu Ârif-i billah kendi
kendine şöyle dedi:<<Bu gördüğüm
rüyadaki kimse fâsıktır,herhalde yanlış gördüm.>> Abdest alıp iki
rekât rızâ-i Bârî için namaz kıldı ve yeniden yattı.Yine tekrar aynı rüyâyı
gördü.Böylece üç gece üst üste bu rüyayı gördükten sonrasabahleyin Bişr Hâfî’yi
aramaya koyuldu.Meyhâne’de olduğunu öğrenince hemen meyhâneye gidip kapısında
durarak garsonu çağırdı.<<Bişr
Hâfî buradalar mı?>> diye sordu.O da:<<Evet,burada öylesine sarhoş ki kendinde değil>>dediğinde
bu zât:<<Git kulağına
söyle,kendisine benim büyük bir haberim vardır.>>dedi.Bunun üzerine
Bir Hâfî’nin yanına giden garson eğilerek kulağına durumu olduğu gibi
söyledi.Bişr hemen yerinden kalkıp koşarak kapıda bekleyen Ârifibillâh’ın
huzûruna çıktı ve dedi ki:<<Buyurun
kimden haber vereceksiniz?>> O zât da:<<Sana bütün kâinatı yaratan Allah Teâla’dan bir haberim
var.>>dedi.Bişr Hâfî bu sözü işitince hıçkıra hıçkıra ağlamaya
başladı.Gözyaşları içinde:<<Mevlâm
bana darılıyor mu? Yoksa şiddetli azâba mı düçar edecek?Siz biraz olsun burada
bekleyinde arkadaşlarıma vedâ edeyim>>diyerek içeri girdi ve
arkadaşlarına şöylece hitâbta bulundular:<<Muhterem
arkadaşlarım şimdi beni çağırdılar,gidiyorum.Bundan sonra beni aranızda
bulamayacaksınız..>>Tevbe ve İstiğfarla ordan uzaklaştı.
Bundan böyle insanlardan uzlet ederk zühd ve takvâ yoluna
yöneldi.Kendisinde Allah Teâla Hazretlerini öyle bir müşâhede hâli zuhûr etti
ki,bu yüzden ayağına dahî bir şey giymezdi.Bir gün kendisine sual ettiler ki:<<Sen neden ayağına bir şeyler
giymeyip çıplak dolaşıyorsun?>> Cevâben dedi ki:<<Evet,ben Allah’a söz verdiğim vakit yalınayak idim.Şimdi ise
ayağıma bir şey giymeye hayâ ediyorumAyrıca Cenâb-ı Zü’l celâl Hazretleri
buyuruyorlar ki:<<Yryüzünü size yaygı,halı eyledim..>>pâdişahların
halısına ayakkabı ile basılmaz.>>
Bir gün hastalandı,Yedi gün geçmeden Hicret-i Nebî’nin 227.senesi Muharrem’in Onuncu günü vefât ettiler.Kabr-i şerİfleri Bağdat’da
olup ziyârete açıktır.Cenâb-ı Zülcelâl ondan râzı ve hoşnûd olsun.âmin.
En doğrusunu Cenâb-ı Hakk bilir.
KAYNAK: ŞEYH KEMAL AKDENİZ-TASAVVUF VE MARİFETULLAH

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder