Dünya ve ahretin Sultânı,inzivâ âleminin,varlık sarayının
bir tek hazînesi,insan ikliminde evliyâlar önderi İbrâhim bin Edhem bin
Mansûr(k.s.) Hazretleri,Belh şehrinde Hicretin 166.senesi dünyaya teşrif
etmişlerdir.Babası Belh şehrinin pâdişâhı idi.Künyesi Ebû İshâk,Nesebi Süleyman
bin Mansûr’ıl Belhî’dir.
İbrâhim Edhem Hazretleri,Belh Belh pâdişâhı bulunduğu sırada
çok sevdiği avcılığa çıkar.Av sırasında kulağına dört bir cihetten bir ses
gelir<<Yâ İbrâhim,sen bu iş için mi Halk olundun?>> Bu ses onu öyle
etkiledi ki,ağlamaya başladı.Gönlünde başka bir âlemin sırları çözülmeye
başladı.Bu hâl bir müddet böyle devâm etti.
Bir müddet memleket mes’elelerini görüşmek üzere erkânı ile
toplanmış,mühim mes’eleler üzerinde tartışma olurken birden topşantı kapsı
açılıp içeriye heybetli bir kimse girmiş.Hiç biri ağzını açıp da:<<Ne
arıyorsun burada?>> diye bir kelâmda bulunmadılar.Bir müddet sonra
İbrâhim Edhem(k.s.),<<Sen ne arıyorsun burada?ne istiyorsun
söyle>>deyince,<<Efendim ben yolcuyum,eşyalarımı yıkıp bu sarayda
bir iki gün yatacağım>> dedi.İbrâhim Edhem hazretleri,<<Sen yanlış
geldin,burası hân değil,benim saltanat
sarayımdır.>>dedi.Yolcu:<<Peki senden evvel burası kimin
idi?>>deyince :<<Babamdan kaldı>>
dedi.<<Peki>>dedi yolcu.<<Daha evvel kimin idi?>>
İbrâhim Edhem :<<Atalarımın idi.>>dedi.Bunun üzerine
yolcu:<<Birinin konup birinin göçtüğü yer hân değimlidir ey
gâfil!>>deyip gözden kayboldu.Bu hâli gören İbrâhim Edhem(k.s.)Hazretleri
donakaldı.Bütün benliği sarsılıp bütün işleri altüst oldu.
Daha evvelce de buna benzer olaylara şâhid olan İbrâhim
Edhem evine gelerek ihtiyar annesinin ellerini öpüp vedâedince,O:<<Oğlum
sana ne oldu,bizleri ve memleketi kimlere emânet edip gidiyorsun?Etme bu
fikrinden vazgeç.>>dedi ise de faydası olmadı.Rivâyet olunur ki,onsekiz
aylık çok güzel bir oğlan çocuğu vardı,onu görürde fikrinden vaz geçer diye
çocuğunu uykudan alıp kucağına koydular.<<Bu ay parçası gibi çocuğu kime
bırakıyorsun?>>denilince,çocuğun yüzüne bakan İbrâhim Edhem,baba şefkâti
depreşerek,ellerini kaldırıp:<<Yâ Rabbî,ya bu çocuğu al ve yâhût benim
canımı al>>demesiyle çocuk vefât etti.Onlar çocuğun telâşı ile uğraşırken
İbrâhim Edhem bir ata binerek memleketten ebediyen uzaklaştı.Yolda giderken
çobanlarından birine rastladı.Çobanı çağırarak üzerinde bulunan yünlü
elbisesini alıp atını ve üzerinde neyi var ise çobana teslim etti.Böylece
Mekke-i Mükerreme’ye gitmek üzere yola koyuldu.O kızgın çöllerde başı
açık,yalın ayak aylarca yol yürüdü.Uzun bir yolculuktan sonra Mekke-i
Mükerreme’ye vâsıl oldular.Uzun bir müddet burada mücâvir olarak
kaldılar.Zühd,verâ,takvâ yolunu benimseyip bu yolda şöhret sâhibi
oldular.Burada kaldığı müddetçe zamanının meşhûr âriflerinden Süfyân
Sevrî,Fudayl bin İyaz,Ebû Yusuf Kavlî ile görüşüp sohbette bulundular.
Bilâhare Medine-i Münevvere’ye gelen İbrâhim Edhem(k.s.)
Hazretleri bir müddet burada kaldıktan sonra Nişâbûr’a gidip,şehrin civârında
meşhûr bir mağarada inzivâya çekilip üç sene gibi bir zaman Hakk’a teveccüh
ettiler.Mağara’da kaldığı müddetçe dağlardan odun toplayıp Cuma günleri şehre
giderek odunu satar,Cuma namazını kıldıktan sonra bir haftalık îaşesini alıp
tekrar mağaraya dönerlerdi.Mânevî bir emirle tekrâr Mekke-i Mükerreme’ye
gelerek bir müddet kaldıktan sonra Hızır Aleyhisselâm ile görüşüp ism-i A’zam’ı
tâlîm etmişler,ledünnî ilmine mazhar olmuşlardır.İbrâhim Edhem(k.s.) Hazretleri
evliyâların üst kademesine kadar yükseldiler.Bir gün şöyle
konuştular:<<Ne hazindir ki,biz dervişliği taleb ettik,zenginlik bizi
kovaladı.Başkaları zenginlik istedikçe dervişliğe kavuştular.>>
Şam’da bulundukları sırada hastalanıp yatağa düştüler.Her ne
kadar hekim getirilip tedâvi cihetine gittilerse de kurtulamayıp Hicretin
261.senesi Rebiulevvelîn son günü akşam namazından sonra vefât ettiler.Mübârek
kabirleri ziyârete açık bulunmaktadır.Allah(c.c) ondan râzı olsun.
En doğrusunu Cenâb-ı Hakk bilir.
Taht-ı Tâc virân eden-İllallah
Edhem’i pinhân eden-İllallah-İllallah!
KAYNAK: ŞEYH KEMAL AKDENİZ-TASAVVUF VE MARİFETULLAH

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder