3 Ağustos 2018 Cuma

DAVUD-U TAİ (K.S)




Tasavvuf erbâbının büyüklerinden Ebû Süleyman Dâvûd bin Nasîral Kûfî Hazretleri,Hicret-i Nebî’nin 165.senesinde şehâdet âlemine kadem basmışlardır.Zühd ve verâda meşhûr,önceleri fıkıh ilmi tahsil etmiş,sonraları da etrafına topladığı talebelerine ilim okutmakla meşgûl olmuşlardır.Rivâyete göre Hanefî Mezhebinin kurucusu olan İmâm-ı A’zam Ebû Hanife(r.a.) Hazretlerinin sohbetlerine bir müddet devam ederek feyz almışlardır.Bilâahare tasavvufa yönelen Dâvûd Tâî Hazretleri insanlardan uzak yaşamaya başlamışlar,ibâdet,riyâzat ve kânâât e yönelmişlerdir.
Ferîdüddin-i Attâr (k.s.) Hazretleri,Tezkiretü’l evliyâ kitâbında kendisinden şöyle bahsetmektedir:Dâvûd Tâî,ilim ve mârifetin ışığı,yaradılmışların gözbebeği,tarîkatla âmil Allah(c.c) dostlarından bir velî idi.Hakikatın bütün sırlarına vâkıf idi.Kuvvetli verâ sâhibi,ârifi billâh idi.Haram ve şüphelilerden uzak oldukları gibi mübahların ziyâdesinden de sakınırlardı…Fudayl ibn İyad ve İbrâhim Edhem’i görmüş,sohbetlerinden feyz almış kâmil bir velî idi.Tarîkatta mrşîdi Habîb Râî(k.s.) Hazretleri idi.Mürşide teslim olmadan önce çok düşünceli ve üzüntülü bir hâli var idi.Biâttan sonra bu hâllerden kurtuldular.Tarîkata intisâbını şöyle anlatırlar:Günlerden bir gün bir çalgıcı türkü söylüyordu,bu türkünün mânâsı ona çok tesir etti.Öylece kalbine bir aşk ateşi düştü.Ne yapacağını şaşırmış bir haldeydi.Derdine bir derman bulmak için varmadığı bir kapı kalmadı.En sonunda İmâm-ı A’zam Ebû Hanife’nin hânesine gelerek durumu anlattı.Hazret-i îmâm,Dâvûd Tâî’nin yüzünün renginin değişerek sapsarı kesildiğini görünce,<<Korkma!her derdin bir dermânı vardır.Allah’a sığın ve Ona güven!>> dedi.O da:<<Efendi hazretleri öyle bir haldeyim ki,şu anda dünyadan târifi olmayacak şekilde soğudum…>> dedi.Bunun üzerine İmâm-ı A’zam Hazretleri,<<İhlâs-ı Şerîf okumasını ve her günde sohbetlere devâm etmelerini>> tavsiye buyurdular.Uzun bir zaman içinde Zühd ve Takvâ yolunda Hazret-i İmâm’ın sohbetlerini hiç bırakmayıp,derin mâna elde etmişlerdir.Bir gün rüyâsında:<<Senin irşâdın burada değildir.>>denilmesi üzerine,durumu İmâm-ı A’zam Ebû hânife’ye anlatmak için huzûruna çıktılar.Daha Dâvûd Tâî söylemeden,<<Oğlum senin nasibin Şeyh Habîb Râî Hazretlerindendir.Sen oraya gir Cenâb-ı Hakk seni çok yüksek makâma kavuşturacaktır.Benim sana yapacağım bundan ileri gitmez.>> demeleri üzerine ,elini öperek oradan ayrıldı.
Dâvûd Tâî Hazretleri zamânın ünlü meşâyıhından olan Şeyh Habîb Râî^den ye’d-i sâhih  üzerine intisâb le kısa bir zaman içindenfeyiz kapısından kemâl derecesine vâsıl oldular.âikrullah âdab ve erkânını elde ettiler.Şeyhi’nin muhabbetini elde etmeleri sâyesinde büyük bir merâsimle mürşidlik hilâfeti alma şerefine nailoldular.<<İki arslan bir posta oturmaz>> diye Şeyh Habîb hazretleri,Onun ayrı bir dergâh açmasını istediler.Uzun bir müddet irşâd görevini yürüten Dâvûd Tâî Hazretleri çok miktarda halîfe yetiştirip dünyânın dört bir yerine irşâd gâyesiyle göndermişlerdir.
78 yaşlarında iken bir gün hastalandılar.Kısa bir müddet yattıktan sonra Hicret’in 243.senesinde vefât ettiler.Cenâb-ı Hakk ondan râzı olsun.

KAYNAK: ŞEYH KEMAL AKDENİZ-TASAVVUF VE MARİFETULLAH


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Nüşşabi

Mısır ulemâsının büyüklerinden, şeriat ve tarikat ilimlerini cem etmiş; Ebu’l-Me‘ârif künyesiyle meşhur olan âlim, muhaddis, fakih, hatip ve...