Tasavvuf erbâbının büyüklerinden Ebû Süleyman Dâvûd bin
Nasîral Kûfî Hazretleri,Hicret-i Nebî’nin 165.senesinde şehâdet âlemine kadem
basmışlardır.Zühd ve verâda meşhûr,önceleri fıkıh ilmi tahsil etmiş,sonraları
da etrafına topladığı talebelerine ilim okutmakla meşgûl olmuşlardır.Rivâyete
göre Hanefî Mezhebinin kurucusu olan İmâm-ı A’zam Ebû Hanife(r.a.)
Hazretlerinin sohbetlerine bir müddet devam ederek feyz almışlardır.Bilâahare
tasavvufa yönelen Dâvûd Tâî Hazretleri insanlardan uzak yaşamaya
başlamışlar,ibâdet,riyâzat ve kânâât e yönelmişlerdir.
Ferîdüddin-i Attâr (k.s.) Hazretleri,Tezkiretü’l evliyâ
kitâbında kendisinden şöyle bahsetmektedir:Dâvûd Tâî,ilim ve mârifetin
ışığı,yaradılmışların gözbebeği,tarîkatla âmil Allah(c.c) dostlarından bir velî
idi.Hakikatın bütün sırlarına vâkıf idi.Kuvvetli verâ sâhibi,ârifi billâh
idi.Haram ve şüphelilerden uzak oldukları gibi mübahların ziyâdesinden de
sakınırlardı…Fudayl ibn İyad ve İbrâhim Edhem’i görmüş,sohbetlerinden feyz
almış kâmil bir velî idi.Tarîkatta mrşîdi Habîb Râî(k.s.) Hazretleri
idi.Mürşide teslim olmadan önce çok düşünceli ve üzüntülü bir hâli var
idi.Biâttan sonra bu hâllerden kurtuldular.Tarîkata intisâbını şöyle
anlatırlar:Günlerden bir gün bir çalgıcı türkü söylüyordu,bu türkünün mânâsı
ona çok tesir etti.Öylece kalbine bir aşk ateşi düştü.Ne yapacağını şaşırmış
bir haldeydi.Derdine bir derman bulmak için varmadığı bir kapı kalmadı.En
sonunda İmâm-ı A’zam Ebû Hanife’nin hânesine gelerek durumu anlattı.Hazret-i
îmâm,Dâvûd Tâî’nin yüzünün renginin değişerek sapsarı kesildiğini
görünce,<<Korkma!her derdin bir dermânı vardır.Allah’a sığın ve Ona
güven!>> dedi.O da:<<Efendi hazretleri öyle bir haldeyim ki,şu anda
dünyadan târifi olmayacak şekilde soğudum…>> dedi.Bunun üzerine İmâm-ı
A’zam Hazretleri,<<İhlâs-ı Şerîf okumasını ve her günde sohbetlere devâm
etmelerini>> tavsiye buyurdular.Uzun bir zaman içinde Zühd ve Takvâ
yolunda Hazret-i İmâm’ın sohbetlerini hiç bırakmayıp,derin mâna elde
etmişlerdir.Bir gün rüyâsında:<<Senin irşâdın burada
değildir.>>denilmesi üzerine,durumu İmâm-ı A’zam Ebû hânife’ye anlatmak
için huzûruna çıktılar.Daha Dâvûd Tâî söylemeden,<<Oğlum senin nasibin
Şeyh Habîb Râî Hazretlerindendir.Sen oraya gir Cenâb-ı Hakk seni çok yüksek
makâma kavuşturacaktır.Benim sana yapacağım bundan ileri gitmez.>>
demeleri üzerine ,elini öperek oradan ayrıldı.
Dâvûd Tâî Hazretleri zamânın ünlü meşâyıhından olan Şeyh
Habîb Râî^den ye’d-i sâhih üzerine
intisâb le kısa bir zaman içindenfeyiz kapısından kemâl derecesine vâsıl
oldular.âikrullah âdab ve erkânını elde ettiler.Şeyhi’nin muhabbetini elde
etmeleri sâyesinde büyük bir merâsimle mürşidlik hilâfeti alma şerefine
nailoldular.<<İki arslan bir posta oturmaz>> diye Şeyh Habîb
hazretleri,Onun ayrı bir dergâh açmasını istediler.Uzun bir müddet irşâd
görevini yürüten Dâvûd Tâî Hazretleri çok miktarda halîfe yetiştirip dünyânın
dört bir yerine irşâd gâyesiyle göndermişlerdir.
78 yaşlarında iken bir gün hastalandılar.Kısa bir müddet
yattıktan sonra Hicret’in 243.senesinde vefât ettiler.Cenâb-ı Hakk ondan râzı
olsun.
KAYNAK: ŞEYH KEMAL AKDENİZ-TASAVVUF VE MARİFETULLAH

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder